2.1.10

Yürekli Zamanlar

“Bedensel edinimler çok değerli olmayabilir, ama bedensel kötülükler, zihinsel üstünlüklere ağır basacak nitelikte olabilir. Açlık ve hastalık ile bunların yarattığı korku, insanın geleceği düşünebilme yeteneğinin geliştiği zamandan beri insanlığın büyük çoğunluğunun yaşamını karartagelmiştir. ..Bir açlıktan kurtulan rençperler ise anılardan ve geleceğin korkusundan kurtulamazlar.”*


İnsan olmanın gerekleri ya da eğitim üzerine yaptığım eleştirileri, gözden geçirmem gerektiğini düşündüm bu satırları okuyunca. Ölmekten ya da aç kalmaktansa saatlerce küçük bir karşılık için zor şartlarda çalışmayı göze alabilecek insanlara zihinsel üstünlükten, tarihten ya da kandırılmışlıklarından bahsetmenin değerini düşündüm.

Açlık ve gelecek korkusu içindeki insanların korkularını giderebilecek, üstün bilgiye de sahip kişilerin, “ bedensel kötülüklerinin, zihinsel üstünlüklerine ağır bastığını” hatta diğerlerinin korkularından nemalandıklarını fark ettim.

Günlük hayatta karşılaştığımız kişilerden, politik kişi ya da gruplarımıza her gün, her dakika iç içe olduğumuz kişiler, korku zincirleriyle bağlı köleler gibiler.

Fırtınasız zamanlarda, gezindikleri güneşli koyların sıcak kumlarına çelik kaleler inşa edip, kendilerini hapsediyorlar.

Gerçek tarih bilgisi, yanık bir türkü ya da alevli mısraların tadını unutarak kurdukları dünyada sağlıklı ve zengin olmanın yararının ne olacağını sorgulamıyorlar.

“Bedensel kötülüklere” karşı olan savaşımızda güneşli günlerin ısısını unutturacak korku duvarları örmenin anlamsızlığı yeterince açık değil midir?

Uzmanların söylediklerine göre az sayıda içgüdüsel korku mevcut, gürültüden korkma gibi. Telkinlerle ya da yaşanılanlarla ediniyoruz korkuları, karanlıktan korkmak gibi. Ancak görüyorum ki korkunun da çeşitleri mevcut. Örneğin korkusuzluk akıl dışı olduğunda ya da denetim altındaki korkulardan oluştuğunda farklı anlamlar taşıyor. Hatta uluslara, şehirlere, gruplar, mesleklere göre korkuların değiştiği de bilinir.

Ancak korkularını yenmiş kahramanlar ya da ermiş kişilerde gördüğümüz ortak özellikler, korkusuzluğu anlatıyor biraz olsun bize;

Özbenliklerini, saygın olabilmek için aşağı görmeyen, düşünmeden boyun eğmeyen kişiler onlar ya da kendinden vaz geçmeden, bilgi ve sanat verilerine gösterdikleri ilgiyle kendilerini dünyanın küçük bir parçası haline getirmiş kişiler. Böylece ölüm de onlar için önemsiz bir konu halini alır. Bir de duyarlılık, duygudaşlık vardır ki temelidir gerçek korkusuzluğun.

Güneşin etrafındaki dönüşlerin rakamsal değerlerini, zamana karşı “korkusuzca” sayarak, ölümsüzlüğe yeni yıl çığlıkları atıyoruz. Her yıl bir dakika için yaptığımız bu yürekliliği, hayatımızın her alanında inşa ettiğimiz korku kalelerinde “büründüğümüz örtülerden sıyrılıp, kalkıp” nurlu semanın güneşli kumsalına uzanarak da göstermeliyiz.

Utku Cem

Bir Düşünür

“Hayatın birinci yarısı, mutluluğa karşı duyulan yorulmak bilmez bir özlem olduğu halde, ikinci bölümü acı dolu bir korku duygusuyla kaplıdır.”
Arthur Schopenhauer



Bir Şiir

Kar

Kardır yağan üstümüze geceden,
Yağmurlu, karanlık bir düşünceden,
Ormanın uğultusuyla birlikte
Ve dörtnala dümdüz bir mavilikte
Kar yağıyor üstümüze, inceden.

Sesin nerde kaldı, her günkü sesin,
Unutulmuş güzel şarkılar için
Bu kar gecesinde uzaktan, yoldan,
Rüzgâr gibi ta eski Anadolu'dan
Sesin nerde kaldı? kar içindesin!

Ne sabahtır bu mavilik, ne akşam!
Uyandırmayın beni, uyanamam.
Kaybolmuş sevdiklerimiz aşkına,
Allah aşkına, gök, deniz aşkına

Yağsın kar üstümüze buram buram...
Buğulandıkça yüzü her aynanın
Beyaz dokusunda bu saf rüyanın
Göğe uzanır - tek, tenha - bir kamış
Sırf unutmak için, unutmak ey kış!
Büyük yalnızlığını dünyanın.

Ahmet Muhip Dıranas

01.01.2010 Sakarya Gazetesi

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder